• En Son
  • En çok Okunan
BARINMA HAKKI

BARINMA HAKKI

Ağustos 6, 2025
Klavye Başında Yalnızlaştırılan Bilişim Emekçileri

Klavye Başında Yalnızlaştırılan Bilişim Emekçileri

Ağustos 18, 2026
Mesleki İradeye TMMOB Bariyeri: Endüstriyel Tasarımcılar Odası Neden Kurulamadı?

Mesleki İradeye TMMOB Bariyeri: Endüstriyel Tasarımcılar Odası Neden Kurulamadı?

Temmuz 24, 2026
KENDİ ÇALIŞANLARINA 35 SAATİ ÇOK GÖREN BİR TMMOB!…

KENDİ ÇALIŞANLARINA 35 SAATİ ÇOK GÖREN BİR TMMOB!…

Temmuz 14, 2026
TMMOB 49. Genel Kurulu’nun Ardından

TMMOB 49. Genel Kurulu’nun Ardından

Temmuz 3, 2026
Unutkanlar İçin basit bir YZ yazısı, Havada “Bulut”…

Unutkanlar İçin basit bir YZ yazısı, Havada “Bulut”…

Nisan 16, 2026
Acıbadem Sakinleri Direniyor

Acıbadem Sakinleri Direniyor

Ekim 1, 2025
19 Eylül Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Dayanışma Günü Basın Açıklaması

19 Eylül Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Dayanışma Günü Basın Açıklaması

Eylül 19, 2025
HARUN KARADENİZ  – BAĞIMSIZLIK VE SINIF MÜCADELESİ İÇİN BİR ÖMÜR

HARUN KARADENİZ – BAĞIMSIZLIK VE SINIF MÜCADELESİ İÇİN BİR ÖMÜR

Ağustos 15, 2025
Orman Mühendisleri Odası, Tarım ve Orman Bakanı’nın PR Departmanı Değildir!

Orman Mühendisleri Odası, Tarım ve Orman Bakanı’nın PR Departmanı Değildir!

Ağustos 6, 2025
KAMÇATKA ÖRNEĞİ TÜRKİYE İÇİN BİR DERS OLABİLİR Mİ?

KAMÇATKA ÖRNEĞİ TÜRKİYE İÇİN BİR DERS OLABİLİR Mİ?

Ağustos 4, 2025
KAMÇATKA DEPREMİ TÜRKİYE’DE OLSA NE OLURDU?

KAMÇATKA DEPREMİ TÜRKİYE’DE OLSA NE OLURDU?

Ağustos 4, 2025
Orman Yangınlarında Karadan Müdahale Nasıl Yapılmalı?

Orman Yangınlarında Karadan Müdahale Nasıl Yapılmalı?

Temmuz 25, 2025
Toplumcu Meclis
Çarşamba, Ağustos 19, 2026
  • Ana Sayfa
  • Etkinlikler
  • Basın Açıklamaları
  • Haber & Duyuru
  • Makaleler
  • Kent Hakkı
  • Sunumlar
  • İletişim
No Result
View All Result
Toplumcu Meclis
No Result
View All Result

BARINMA HAKKI

toplumcumeclis
Ağustos 6, 2025
in Basın Açıklamaları, Haber & Duyuru, Makaleler, Raporlar
0

Barınma hakkı, konut hakkını içeren ama onu da kapsayarak aşan temel bir insan hakkıdır. Barınma hakkı; güvenli, herkes tarafından erişilebilir, insani yaşam standartlarına uygun, deprem ve benzeri afetlere karşı dayanıklı ve aynı zamanda barınma hakkının doğal uzantısı olan asgari yaşamsal (elektrik, su, doğalgaz, internet) hizmetleri de içeren temel bir insan hakkı olarak tanımlanabilir. Söz konusu barınma hakkı, vatandaşlar açısından Anayasal güvence kapsamında bir hak olup, Anayasanın “Konut Hakkı” başlıklı 57. Maddesinde yer alan; “Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler.” şeklindeki düzenleme de bu konudaki devletin doğrudan pozitif yükümlülüğünü ortaya koyar.1

Bu yükümlülüğü iki ana başlıkta inceleyeceğiz:

  • Geçici barınma ihtiyacı (Afet öncesi planlama, Afet sonrası geçici barınma)
  • Kalıcı, güvenli konuta erişim

I- GEÇİCİ BARINMA İHTİYACI

Tarihsel süreklilik içinde toprağa kazılan çukurlarda, mağaralarda, çadırlarda karşılanan barınma ihtiyacı tarihsel süreklilik içinde kültürel yaşamı yansıtan konutların, sarayların, apartmanların, gökdelenlerin doğuşunu da beraberinde getirmiştir. İnsanoğlunun doğa ile amansız bir mücadeleye girerek oluşturduğu bu yapılaşma gayreti bazen insan eliyle, bazen de doğanın kendisinden kaynaklanan afetlerle sekteye uğramıştır. Afetlerin yıkıcılığı karşısında çaresiz ve mülksüz kalan insanoğlu için en temel yaşam gereksinimi olan barınma ihtiyacının karşılanması, toparlanma sürecinin ilkunsurudur.

6 Şubat 2023’te dokuz saat arayla meydana gelen, merkez üsleri sırasıyla Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Ekinözü ilçesi olan, 7,8 Mw ve 7,5 Mw büyüklüklerindeki iki deprem, bölgenin yakın çevresinde yer alan 11 ili etkilemiştir. Yaklaşık 50.000 kişinin hayatını kaybettiği, yüzbinlerce kişinin evsiz kaldığı bu deprem beraberinde barınma sorunlarını da getirmiştir. 11 kentte birden yaşanan bu afet, çok sayıda geçici barınma alanının aynı anda, farklı bölgelerde acilen oluşturulmasını gerektirmiştir. Bu durum geçici barınma alanlarının amaçlarını ve tasarım kriterlerini tekrar tartışılması ihtiyacınıdoğurmuştur.

Geçici konutların tasarım ve planlamasında afet gibi durumlarında yapılan insani yardımın kalitesini geliştirmek ve afetten etkilenen kişilere ulaştırılan insani yardım faaliyetlerinin standartlarının belirlendiği ulusal ve uluslararası yönetmelikler ve rehberler bulunmaktadır. Ulusal ölçekte AFAD’ın Geçici Barınma Merkezlerinin Kurulması, Yönetimi ve İşletilmesi Hakkında Yönerge (2015) ve uluslararası alanda ise The Sphere Project (2018) örnek gösterilebilir.2

A.   DEPREM SONRASI GEÇİCİ KONUT ALANLARI TASARIMI

VE ÜRETİMİ İÇİN FARKLI YAKLAŞIMLAR

Geçici konut alanlarının planlamasının deprem yaşanmadan önce yapılması ve tüm hazırlık süreçlerinin planlanmış olması, deprem sonrasındaki toparlanma sürecinin koordine edilebilmesinin en temel unsurlarından biridir.

2023 Kahramanmaraş, 2020 Elâzığ, 2020 İzmir, 2011 Van, 1999 Gölcük ve Düzce depremlerinden sonra afetzedeler için oluşturulan geçici barınma alanlarındaki birimler için konteynerler tercih edilmiştir. Bu birimler, ülkemizde çok sayıda üreticisi bulunması; hızlı üretilebilmeleri, kolay taşınabilir ve monte edilebilir olmaları ve modüler olmaları dolayısıyla genellikle en uygun alternatif olarak değerlendirilmektedirler. Oysaki geçici barınma birimleri için daha az zamanda, daha fazla sayıda ve daha uygun fiyatlı çözümlerle yapılması için farklı yöntemler de bulunmaktadır.

Geçici konutların yapım ve inşaa süreçlerinin dört farklı yöntemle yürütülebileceği belirtilmektedir; yerinde yapım, şantiyede üretilen bileşimlerle yapım, şantiye dışında üretilen bileşimlerle yapım, şantiye dışında üretilen hazır yapılarla yapım.

Geçici konutlar üretim ve yapım teknikleri olarak da farklılaşabilir. Günümüzde kullanılan başlıca 5 teknik bulunmaktadır; iskelet sistemler, panel sistemler, hacimsel sistemler, kâğıt sistemler, tel kafes sistemi.

B.   GEÇİCİ KONUT BİRİMLERİNDEN ÖRNEKLER:

Geçici konut üretim sistemleri teknik ve yöntem açıdan birçok çeşit seçenek sunmaktadır. Yapılacak yerleşimde hızlı uygun maliyette ve yüksek konforda seçenekler tercih edilmelidir. Aşağıda açıklaması yapılan geçici konut çözümleri, bu üretim sistemlerinin günümüzde uygulanan örneklerinden bazılarıdır.3

Şantiye Dışında Üretilen Hazır Yapılar ile Üretim ve Hacimsel Sistemler: Boxable – CASİTA Casita: Kurulumu tamamlandığında 5,80×5,80 metre en ile 33,6 metrekare taban alanı sağlamaktadır. Casita 2,90 metre yüksekliğindedir.4

Fotoğraf 1: Boxable

 

Şantiye dışında üretilen bileşenlerle yapım ve panel sistemler: Able-Nook: Able-Nook, minimum aletle bir araya getirilen, sınırsızca genişletilebilen, kasırgalara dayanıklı ve vinç gibi ağır ekipman olmadan her yere gidebilen yeni bir tür modüler konuttur.5

Fotoğraf 2: Able-Nook

 

 

II. KALICI, GÜVENLİ KONUTAERİŞİM

A.   GÜVENLİ KONUTA ERİŞİM

Güvende hissetme, tehlikelerden uzak, endişelenmeden korkmadan kuşku duymadan var olduğumuz durumu ifade eder. Benzer bir şekilde, güvenli konut kavramı da içinde korku hissetmeden barındığımız mekân olarak tanımlanabilir. “Barınma ihtiyacımız, yaşamak için dış etkenlerden korunuyor olma zorunluluğumuzdan gelmektedir” derken varoluşsal önemi olan bir ihtiyacı da tanımlıyoruz. Kısaca yaşamak için barınmaya, barınmak için de güvenli bir konuta erişim hakkımız var. En temel haklarımızdan olan barınma hakkı, tıpkı sağlık, eğitim vb. birçok ihtiyacımız gibi hepimize ücretsiz sağlanması gereken bir temel ihtiyaçtır. Bu nedenle maddi kazanç kaygısının barınma hakkı için bir ön koşul olmaması gerekir.

İstanbul Fikirtepe’de gördüğümüz üzere, müteahhit firmaların kazancı artsın diye 1-2 katlı mevcut binalar yerine 25 kata kadar verilen kat artışları, kamu kurumlarının altyapı masrafları için devasa büyük paralar harcamasına neden olmuştur. Belediyenin bugün, Fikirtepe’nin mevcut hali için harcamak zorunda bırakıldığı toplam para ile Fikirtepe, eski haliyle bedava yeniden yapılabilirdi.

 

Mevcut sistemde; “vergisini veren vatandaşa parasız ev yapılması” mümkün olmadığı anlatılırken, 2022’de ve 2023’te hiç vergi vermeyen 40 inşaat firmasına, dünyanın en zengin 500 firması arasına girmelerini sağlayacak kadar kazanç sağlanmıştır.

 

GÜVENLİ KONUT NASIL OLMALI?

Karşılaşılabilecek tehlikenin boyutuna, çeşidine, nüfus yoğunluğuna, ulaşılabilen yerel malzemelerin dayanımlarına göre o bölge için güvenli konut kısa ömürlü hızlı yenilenebilen bir yapı da olabilir. Sadece afet anında değil günlük hayatta da güvenli mekanlar sağlaması için toplumun farklı kesimlerini ayrıştırmayan, birbiriyle iletişimde olmasını sağlayan herkes için kent hakkını koruyan kentler, herkes için, her kesimin katılımıyla, multidisipliner üretim yöntemleriyle kurulabilir.

Kent hakkı, farklı olma hakkı diyebilmemiz için kenti, tekdüzeleşmiş, inşaat firmalarının kârını düşünen TOKİ pratikleriyle değil, kentte yaşayacakların haklarını gözeten, tek tip konutlar yerine gerçekten o bölgenin koşullarına göre şekillenen, bölgenin ve orada yaşayanların koşullarını ve ihtiyaçlarını gözeten kentler üretmeyi önceliklendirmemiz gerekir.

Sadece afetlere değil, gettolaşmanın, kadınların güvensizlik hissini arttıracak ıssız sokakların, altyapı yetersizliklerinin olmadığı, hayvanların, çocukların, yaş almışların, engellilerin kentin her alanını kullanabildiği yaşayan, mutlu, dirençli kentler kurulursa güvenli konutlar elde etmiş oluruz.

Başta bahsettiğimiz Fikirtepe örneğinden de görüldüğü üzere bu kentleri üretmenin önündeki en son engel finanstır. Mevcut dönüşümlerden kamuya kalan altyapı yüklerini değerlendirdiğimizde elimizdeki en çok olan kaynak paradır. “Peki bizi durduran nedir, çözümü nedir?” diye sorduğumuzda sorunu, “kaynakları kendi çıkarı için kullanmak isteyenler” çözümü ise “kaynaklara herkesin eşit erişim hakkını gözeterek kullanmak” olarak özetleyebiliriz. Kısaca emek sermaye çelişkisidir diyebiliriz. Çözümü konu özelinde açmak gerekirse; mikro kent suçlarıyla oluşturulmuş bir kentte yaşayan insanlar, olması gerekeni hayal etmekten de uzaklaşır. Çünkü her sokak, kent suçlarıyla inşa edildikçe “kötü mimari” de normalleşmektedir. Taban ücretle dahi çalışamayan mimarların kent suçu barındıran işleri reddetme sorumluluğu gün geçtikçe daha da yerine getirilemez hale gelmektedir. Böyle bir ortamda bir yandan multidisipliner pratiklerle yaşayan dirençli kentleri üretmek zorlaşırken bir yandan da kaybedecek bir şeyi kalmama hali, halkı dayanışmalara; mesleğini yapamayan teknik elemanları, farklı üretim biçimleri ile yürüyen taban hareketlerine yöneltmektedir. Makro suçların önünde direnç gösteren son kurumlardan olan meslekodalarının üzerindeki baskı da hem yasalarla, yetki gasplarıyla hem de üyelerini aidat ödeyemez hale getirilerek arttırılıyor.

 

Bu döngüyü, kaynakların nasıl kullanılacağına kaynakları üretenlerin, halkın karar vereceği uygulamalarla kırmak mümkündür. Kurumların kaynakları inşaat firmaları yerine orada yaşayanları yerinde tutmak için kullanmalarını sağlayacak bütçe düzenlemelerine gidilmelidir.

Mevcut sistemde “güvenli konutlar” inşa edilse bile gerek aidatların yüksekliği gerek yeni oluşan kentin mevcut halkın yaşam pratikleri ile alakası olmaması sistemin ürettiği sözde “güvenli konutlar”a herkesin erişimi olmayacağı açıktır. Yani mevcut sistem sadece bir rant sistemi değil, özünde bir yerinden etme sistemidir.

Kazandığı rantla yetinmeyerek oluşturduğu yeni kentte o bölgede yaşayanların hiçbir ihtiyacını gözetmeyerek bilinçli bir şekilde bir yerinden etme politikası izlemektedir.

Yerinden etmeye çözüm olarak güvenli konutlara erişimi güvence altına almak, bölgede yaşayanların yerinden edilmeyeceği bir yaşamı kurmak için de proje üretim süreçleri multidisipliner yöntemlerle üretilmelidir. Burada multidisipliner yöntemden kasıt sadece teknik elemanların değil, orada yaşayan halkın ve o kent için mücadele eden dayanışmaların katılımının sağlanmasıdır.

Kent hakkı kente, kıyıya, sağlıklı yapılara erişim veya kenti şekillendiren kararlara katılmaktan ibaret değildir. Kent hakkı iktidarın ve sermayenin şekillendirdiği bir kentleşmeye karşı kenti değiştirme ve dönüştürme hakkıdır. Ticarileşmeye, kamusal alanların belirli zümrelerin kullanımına karşı kenti sahiplenme pratiğidir. Kent için mücadele ederken kendi aidiyetini de arttırarak birlikte dönüşüme olanak tanıyan devinim sağlayan bir haktır.

Planlama ve katılım aşamalarında sadece bir zümre değil, doğa, bitki örtüsü, hayvanlar dahil tüm bileşenlerin düşünülmesi gerekir. Spor, sağlık, eğitim, sağlıklı gıda bir kentte herkesin erişimine açık olmalı ki afet anında kent, kendi kendine yetebilir halde olsun ve en kritik 72 saati geçirebilsin. Her bileşen kendi farklılıkları ile kentte var olabilmeli, kentte yaşayabilmeli, kenti sahiplenerek gerek ulaşımın gerek konut üretim sistemlerinin gerek mekan kullanımlarının iyileştirilip kentin çevresel etkilerinin azaltılması için birlikte mücadele edebilmelidir.

Belediyenin ve tüm kamu kurumlarının altyapı, ekoloji, sağlık, eğitim, sosyal donatı vb alanlara ayırdığı tüm maddi kaynaklar kâr amacı güderek para karşılığı vermeye çalışan özel sektör yerine direkt yerinden etmeden yaşatan kentlere aktarılmasıyla her bina bütüncül bir plan çerçevesinde kat ve nüfus arttırımına gitmeden güçlendirilebilir, yıkılıp kente daha entegre ve daha ucuza mal edilerek yapılabilir. Müteahhitlerin kazancı için verilen kat artışlarından gelen altyapı, trafik ve nüfus yoğunluğu yerine dirençli yaşayan kentler üretmek çok daha hızlı, güvenli ve ucuzdur.

Türkiye özelinde güncel durumu ortaya koymaya çalıştığımız güvenli konut ve kent hakkı kavramının kentsel mekânın ideolojik boyutuyla doğrudan ilgili olduğunu ve bu anlamda kentsel mekânın ne ifade ettiğine dair kavramsal bir çerçeve oluşturmanın da önemli olduğunu düşünüyoruz.

 

B.   KENTSEL MEKÂN VE İDEOLOJİ

Mekân, ideoloji ve siyasetten bağımsız bir kavram değildir. Mekân, tarihsel ve doğal unsurlarla biçimlendirilen politik bir kavramdır.6 Engels, mekânın üretim sürecini mimarlığın da rol aldığı, iktidar, sermaye ve kurumsal bilginin egemenliği altında gerçekleşen bir süreç olduğunu ifade eder.7 Büyükcivelek, mekânın bir çatışma alanı ve aracı olduğunun altını çizer. Üretim araçları sahiplerinin talepleriyle, mekânı günlük deneyimleyen kullanıcıların talepleri, beklentileri ve ihtiyaçları arasında bir ikilik olduğunu, sermaye sahiplerinin çıkarlarını korumak için her türlü baskının ve zorun mekâna yansıtıldığını belirtir. Kenti günlük deneyimleyen kullanıcıların ise bu durum karşısında güçleri yettiğince direndiğini kimi durumlarda ise direnemediğinden bahseder.8

Lefebvre, hayatı değiştirmenin aynı zamanda mekânı değiştirmek anlamına geldiğini; mekânın kontrolünü sermaye ve devletten alıp tekrar kentliye aktararak mekanın temelini oluşturan iktidar ilişkilerini ve egemen üretim biçimlerini yeniden yapılandırmayı amaçlayan politik paradigma olarak kent hakkı kavramını öne sürer.9 Kent hakkı, kent kaynaklarına ulaşmaktan öte mekânda eşitlik, özgürlük ve kolektif dayanışmanın esas olduğu yaşamsal bir haktır. Kenti değiştirme ve dönüştürme hakkıdır.

Mekânı şekillendiren güç, insan yaşamını da şekillendirir. Bu nedenle kentler, günümüz toplumunda anlaşılması ve dönüştürülmesi açısından temel bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda, mekânın kontrolünün sermayeden alındığı SSCB deneyimine bakmanın, SSCB’nin kentleşme pratiğini anlamanın önemli olduğunu düşünüyoruz.

 

 

C.    SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİčİ’NDE PLANLAMA

Sovyet kent planlamasının temelleri, 1917-1920 döneminde, toprakta ve üretim araçlarında özel mülkiyetin kaldırılmasıyla atılmıştır.1936 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Anayasası’nın mülkiyet ile ilgili belirlediği hükümler çerçevesinde devlet mülkiyeti, kolektif mülkiyet, özel mülkiyet, kişisel mülkiyet olmak üzere dört tip mülkiyet biçimi tanımlanmıştır.10

Devlet mülkiyeti: Toprak, su, maden, makine, traktör istasyonları, fabrikalar, deniz – hava – kara – demiryolu ulaşımı, iletişim araçları, sanayi merkezlerindeki evler gibi tüm topluma ait olması gereken kentsel ve kırsal tüm öğeler devlet mülkiyetindedir.

Kolektif mülkiyet: Kolhozlar (kolektif çiftlikler) ve kooperatifler kolektif mülkiyet olarak tarif edilmektedir.

Özel mülkiyet: Her kolhoz ailesinin evinden ve evinin çevresinde bulunan kümes hayvanları ile

küçük tarım aletleri kişilerin özel mülkü sayılmaktadır

Kişisel mülkiyet: Gelir elde etmede kullanılmayan tüketim ve konfor eşyalarından, (giysi, mobilya, ev eşyaları vs) emekçilerin ürünü olan gelir ve tasarruflardan oluşmaktadır.

SSCB’de planlama, toprakta özel mülkiyetin kaldırılması, nüfusa ve buna bağlı kamusal hizmetlere göre dört basamaktan oluşturulmuştur. Merkezi planlama ilkesine dayanan planlama modeli, işçi sınıfına hizmet edecek, kentsel ve sosyal donatılara erişimini kolaylaştıracak biçimde kurgulanmıştır.

  • İlk basamak olan mikro rayon, 000 ila 12.000 kişilik yerleşim alanından, 60-80 hektarlık alandan oluşur ve şehir planlamasının en küçük birimidir. Mikro rayonlar, Superblock olarak adlandırılan

1.200 kişinin yaşaması için tasarlanan yapıların bir araya gelmesiyle oluşturulmuştur. Superblock’lardan oluşan mikro rayonlar kent sakinlerinin günlük yaşamda gereksinimlerini karşılayabildikleri ve birçok hizmetin yer aldığı yerleşimlerdir. Kendi kendine yetecek şekilde kurgulanan, etrafı yollarla çevrili olan mikro rayonlar, genişlemeye uygun değildir. Kreş, okul, market, kafe, yemekhane, çamaşırhane, yeşil alanlar, sosyo- kültürel yapılar gibi temel hizmetlere, 400-500 metre yürüme mesafesiyle erişmek mümkündür. Mikro rayonlar, kent dışında planlanmış en küçük idari yapılardır. Sovyet kent planlamasının yapıtaşıdır.

  • İkinci basamak, 30.000 ila 50.000 nüfusa hizmet eden, belli sayıda mikro rayon’un bir araya gelmesiyle oluşturulan zhiloy rayon’dur. Mikro rayon’a ek olarak alışveriş merkezi, poliklinik, kültür ve eğlence imkanları bulunmaktadır.
  • Üçüncü basamak, 000 ila 300.000 nüfusa hizmet eden, belli sayıda zhiloy rayon’un bir araya gelmesiyle oluşturulan gorodskoy rayon’dur. Gorodskoy rayon’da üst düzey hizmet sunulur.
  • Dördüncü ve son basamakta ise 800.000 kişi ila 1.000.000 nüfusa hizmet eden, belli sayıda gorodskoy rayon’dan oluşturulan gorodskaya zona yer alır. Gorodskoy rayon’da olduğu gibi üst

düzey hizmet sunulur. Yönetsel binalar, kültür, eğlence yerleri, sağlık merkezleri, terminaller,

yüksek öğretim kurumları burada yer almaktadır. 11 12 13

 

KENTLERİN BASAMAKLANDIRILARAK PLANLAMASININ ÖLÇÜTLERİ
  1. Günlük Yaşamın Gereksinimleri: Her basamak, belirli bir nüfus büyüklüğüne uygun şekilde, günlük ihtiyaçları karşılayacak hizmetleri sağlayacak şekilde planlanır.
  2. Ulaşım Süresi: İş yerlerine ve diğer kritik noktalara ulaşım süresi dikkate alınarak kentler planlanır.

    Fotoğraf 3, 4, 5, 6 ve 7: Mikro Rayon Örneği: Väike-Õismäe Mikrorayonu, Tallinn, Estonya1415 16SSCB’nin toprakta ve üretim araçlarında özel mülkiyeti kaldırması, konutu bir meta olmaktan çıkartmıştır. Sovyet deneyiminin merkezi planlama politikaları, barınma hakkını güvence altına alarak, bize farklı bir tahayyülün mümkün olabileceğini göstermiştir. Kapitalist üretimin egemen olduğu günümüz dünyasında ise konut, barınma hakkı çerçevesinde ele alınmamaktadır. Konutun bir hak olmaktan çıkıp, ekonomik değerinin diğer tüm kullanım biçimlerini öncelemesi, bir yatırım aracı olarak görülmesi, alınıp satılan bir meta haline gelmesi eski bir durumdur ve dünyanın birçok yerinde konut bu şekilde ele alınmaktadır. Marks’ın “ilkel birikim” olarak tanımladığı, müşterek alanların özelleştirilmesiyle başlayan süreç, toprağın ve konutun birer ticari meta haline gelmesine yol açmıştır. Günümüzde bu dönüşüm, Madden ve Marcuse’nin “hiper-metalaşma” olarak adlandırdığı bir aşamaya evrilmiştir. Neoliberal ekonomi politikalarının belirlediği bu yeni dönemde, sermaye birikimi finansallaşma, küreselleşme ve serbestleşme süreçleriyle iç içe geçmiş; konut, küresel ölçekte bir yatırım aracı haline gelmiştir. Bu dönüşüm, kapitalist ekonominin kentsel ölçekte dinamiklerini anlamak açısından kritik bir öneme sahiptir.17

    Bu koşullarda konutu, barınma hakkı temelinde toplumsal mücadelenin merkezine koymak gerekir. Bu çerçevede, geçmiş tecrübelerden de yararlanarak barınma hakkı perspektifiyle; sağlıklı, güvenli, erişilebilir olan; sosyal, kültürel ve toplumun temel ihtiyaçlarını gözetebilecek bir model olarak kooperatif ve sosyal konut tecrübelerinden faydalanmak bir yöntem olarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda Kızıl Viyana’nın sosyal konut deneyimi de bugün için özgün, uygun ve anlamlı bir model için dersler çıkarılabileceğimiz önemli bir örnektir.

    A.   KIZIL VİYANA/ REUMANNHOF BİNASI18

    Viyana’nın “Kızıl” olarak anılmasının kökeni, 1919 yılının Şubat ayında Alman-Avusturya Demokrat Cumhuriyeti’nin ilanının ardından, Alman-Avusturya Sosyal Demokrat İşçi Partisi ve Hristiyan Sosyal Parti koalisyon hükümetinin kurulması ve 1919-1934 yılları arasında Viyana belediyesini yönetmelerine dayanır. Bu dönemde işçi sınıfının yaşam koşullarının iyileştirilmesi hedeflenmiş ve sosyal konut projeleri, eğitim reformları hayata geçirilmiş, yeşil alanlar ile modern eğlence tesisleri inşa edilmiştir. Dünyanın ilk sosyal demokrat belediyesi olan Kızıl Viyana döneminin en önemli sosyal konut projelerinden biri ise Reumannhof Binası olmuştur. İşçi sınıfının kentte var olma ve kenti kullanım hakkı çerçevesinde ele alınan yapı, kentin en yoğun yerleşim bölgesinde yer almaktadır.

    Reumannhof Binası yalnızca fiziksel bir mekân değil, aynı zamanda bir ideolojinin, bir direnişin ve toplumsal bir dönüşümün mekânsal karşılığıdır. Öyle ki, 1934’te Nazi döneminde, Cumhuriyetçi Koruma Birliğinin üssü olarak kullanılan yapı, Nazi polisiyle çatışmalara sahne olmuş ve birliğin büyük direnişiyle karşılaşan polisler binayı işgal edememiştir. Bu olaydan yıllar sonra 12 Şubat 1984’te binanın avlusuna bir anıt levha eklenerek “12 Şubat 1934’te burada Reumannhof’ta sosyal demokratlar faşizme karşı demokrasiyi savundular” yazılmıştır. Reumannhof bu süreden sonra Nazi dönemindeki faşizme karşı direnişin simgesi olmuştur.

    Kentsel Özellikler: Reumannhof Binası, Kızıl Viyana’daki ilk büyük avluya sahip proje olmasıyla dikkat çekmekte, anıtsal niteliğiyle göze çarpmaktadır. Mahalle ölçeğinde bir toplumsal yaşam sunmayı hedefleyen bir yerleşim anlayışına sahiptir. “Ring Road of the Proletariat” olarak adlandırılan Proletaryanın Ring Bulvarı’nda yer alan yapı oldukça heybetli bir görünüşe sahiptir ve sosyal konutlar içerisinde temsiliyeti en güçlü örnektir. Çevresindeki açık alanlar, çocuk oyun alanları ve kamusal mekânlarla sosyal etkileşimi artıran bir düzenlemeye sahiptir.

    Temiz hava ve güneş ışığından daha çok faydalanmak için avlularda peyzaj düzenlenmeleri, dinlenme ve oyun alanları planlanmıştır. Belediyenin belirlediği ilkelere uygun olarak kamusal ve özel alanlara giriş, demokratik toplumun vatandaşlarına kendi ihtiyaçları ve isteklerine göre şekillenebilen bir kent fikrinin de yansıması olan, yeşil ve sosyalleşme alanları sunan merkez ve yan avlular üzerinden kurgulanmıştır. Dükkânlar, anaokulu, restoranlar, açık ve kapalı oyun alanları, etkinlik odaları, kütüphaneler, atölyeler, dinlenme, oyun, sosyalleşme ve spor olanakları ile sosyal demokrat ideolojisinin yansımasıdır. İşçi ailelerinin çocuklarını güvenle bırakabilecekleri, yeşil alanlarla iletişim halinde konumlandırılan anaokulu, yaşam koşullarını iyileştirmenin yanında eğitime verilen önemi de göstermektedir.

    Mimari Özellikler: Reumannhof’un tasarımına bakıldığında ise Barok dönemine ve saray mimarisine yapılan göndermeler ile modern bir yaklaşımla ele alındığı söylenebilir. Schönbrunn Sarayı’nın görsel unsurları; sarı rengin kullanılması, simetrik düzen gibi unsurlar, sosyal konutun anıtsallığını vurgularken, bu anıtsallık Barok dönemin gösterişinden uzak, işlevselliği öne çıkaran bir biçimde ele alınmıştır.

    Yapının yer aldığı alan yaklaşık 12.823 m2’dir, avlular ve yeşil alanlar dışında yapının inşa alanı yaklaşık 6.603 m2’dir. Reumannhof, büyüklüğü, mimari biçimi, 180 metre uzunluğundaki sarı renk cephesi sayesinde uzaktan bütün yapı kütlesi görünümü vermektedir. Merkezindeki yüksek kütle ve iki tarafındaki bloklar birbirine simetrik düzen içinde bağlanarak sıralanmaktadır. Yaklaşık 480 daireden oluşan bu kompleks, geniş avlusu, dayanıklı malzeme seçimi ve sade yapısıyla işlevselliğiyle ön plana çıkmaktadır. Farklı büyüklükteki konutlar, farklı tipte planlar ile yapı bir bütün olarak tasarlanmıştır. Merkez avlu ile kamusal alan arasındaki geçirgenlik, ortada araç geçişi için uygun genişlikte bir ana giriş ve iki yanında simetrik olarak konumlandırılmış kemerli iki yaya girişi ile güçlendirilerek sağlanmıştır. Böylece, avlu kamusal alanın bir uzantısı olarak algılanmaktadır. Merkez avlunun iki yanındaki blokların zemin katında ana kütleden dışarı taşan, büyük camlı, caddeye açılan dükkânlar da kamusal alan ile iletişim kurmaktadır. Üst katlarda tekli, ikili veya üçlü gruplar halinde dairesel ve dikdörtgen pencereler, önünde yivli sütunların taşıdığı ikili ve üçlü kemerli balkonlar ile pencereli dört sıra çıkma ve üstündeki balkonlar güneş ışığına, temiz havaya ve Haydnpark manzarasına erişim sağlamaktadır.

    Kemerli balkonlar, yivli sütunlar ve ferforje detaylar, sanatsal estetiği ve işlevselliği bir araya getiren bir tasarım anlayışını yansıtır.


    Fotoğraf 8: Reumannhof Binası Planı19

    Fotoğraf 9: Reumannhof Binasının Kısmi Cephe Çizimi20


    Fotoğraf 10 ve 11: Reumannhof Binasının Farklı Cephelerden Fotoğrafları21

    Fotoğraf 12: Kısmi Cephe Fotoğrafı, Kemerli Balkonlar ve Yivli Sütunlar22

    Fotoğraf 13, 14 ve 15: Binanın Avlusu, Peyzaj Öğeleri ve Kent Mobilyaları23


    Fotoğraf 16: Binanın Çıkma, Balkon ve Pencere Detayları24

     

    A.  HARVEY’İN “ASİ ŞEHİRLER / ŞEHİR HAKKINDAN KENTSEL DEVRİME DOĞRU

    ”Kentsel mekân mücadelesinin toplumsal değişimde merkezi bir rolü olduğunu ifade eden David Harvey’in “Asi Şehirler ve Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru” kitabının derlemesini ve Harvey ile yapılan röportajı da dikkatinize sunuyoruz.

    Harvey’in Kentsel Toplumsal Hareketleri ele alan seçkisi “Asi Şehirler / Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru” kitabı Ayşe Deniz Temiz’in sunuşu ve çevirisi ile Metis Yayınları’ndan 2013 yılında yayımlanmıştır.

    Kitap eşit ağırlığa sahip üç sorun tanımlamaktadır:

    • Kentsel iktisat ile kapitalist sistemin bütünü arasındaki ilişki
    • Kentsel toplumsal hareketler ve antikapitalist mücadele arasındaki ayrım ve çakışma noktaları
    • Kentte temellenen toplumsal hareketlerin örgütlenme biçimleri

     

    Bu yazıda kentsel iktisat ile kapitalist sistemin bütünü arasındaki ilişkiye değinen birinci bölüm üzerinde durulacak ve konut üretimine etkileri irdelenecektir.

    Harvey, bir yandan gayrimenkul ve finans sektörlerindeki spekülatif faaliyeti kendi iç mantığıyla açıklanabilecek bir alan olarak gören neoliberal iktisadı eleştirirken, diğer taraftan marksizmin kentsel iktisada olan kayıtsızlığının da bu sahanın, içine kapalı bir uzmanlığa dönüşmesini pekiştirdiğini ileri sürüyor. Kentsel altyapı ve konut yatırımları ile rant ilişkisi, Kapital’den bu yana, marksist kuram içerisinde üretimin değil, yeniden üretimin alanına ait sorunlar olarak görülmüş, antikapitalist bir siyasetle olsa olsa tali bir bağı olduğu varsayılmıştır.

    Kentsel iktisadı ihmal etmekle Marksist teorinin gözden kaçırdığı bir başka önemli nokta finans sermayesinin artan önemidir. Kredi ve faiz, Kapital’in 2. cildinde geçerken değinilen ve tıpkı rant gibi yeniden üretimin alanına terk edilen meselelerdir.

    Finans sermayesiyle sarmalanan, talepten bağımsız, spekülatif konut arzı her ne kadar kendi kendine çoğalan sermaye gibi bir serap yaratıyorsa da bu zafer (veya 2008 yılında ABD’de yaşandığı şekliyle: felaket) Harvey’in ısrarla vurguladığı gibi, tek başına serbest piyasanın marifeti değildir.25

    Neoliberalizmin finansal mekanizmaları sonucunda ortaya çıkan işsizlik, iş organizasyonu bünyesindeki emeği ve giderek nitelikli emeği prekarite içine sürükledi. Kent makroformu üzerinde ranta dönük manipülasyonlar neticesinde mutenalaşma (gentrification) sonucunda, kentin merkezindeki ve değerli arsalarındaki ranta dönük arsa ve bölgelerde zenginlere dönük kullanım biçimleri oluştu. Orta

    sınıflar ve eski kent sakinleri kent merkezindeki prestijli alanlardan sürüldüler. Mülksüzleştirme ve yerinden etme süreci, kapitalist kentsel süreçlerin çekirdeğini oluşturur, bu durum sermayenin kentsel yenileme aracılığıyla soğrulmasının aksetmesidir. Çalışanların konut, eğitim, sağlık, kültür alanlarında giderek daha az pay almaları yaşam hakkının esasını oluşturan temel hizmetlerin paralı hale getirilmesi kent içerisinde yeni gerilim ve mücadele alanları oluşturdu. Dünyanın çeşitli yerlerinde ve özellikle kentsel mekanlarda her biri kendine özgü mücadele alanları ve yöntemleri neoliberalizmin hüküm sürdüğü kent merkezlerinde ortaya çıkmaya başladı.26

    “Asi Şehirler” kitabında yer alan Harvey’in makaleleri bu mücadeleleri ele alıyor. Harvey, kentsel mücadeleler kapsamında kent hakkı için harcanan çabalar ile klasik sol mücadele arasındaki farklılıklar üzerinde duruyor, sadece işçi – işveren çelişkisi değil tüketim alanında da oluşan çelişkilerin (satıcı – alıcı çelişkisi gibi), önemine değiniyor.27

    Devletin gayrimenkul üretim sürecine dahil oluşu, bizde de alt gelir grubunun barınma hakkını güvenceye almak ve bunu yaparken düzensiz gecekondu yap-satçılığının yerine planlı konut çevreleri üretmek gibi bir saikle 1990’larda kurulan Toplu Konut İdaresi ile başlamıştı. Ancak kurum daha sonraki yıllarda 11 ayrı yasal düzenlemeyle yepyeni yetkilerle donatılarak kâr amaçlı bir teşebbüse dönüştürüldü. Aynı dönemde 200’ün üzerinde yasanın iktidar partisinin oy çokluğuna sahip olduğu meclisten geçirilmiş olması, kentsel iktisadın ulusal ekonomi içerisindeki yeri hakkında net bir fikir verdiği gibi, kenti biçimlendiren erkin nerede konumlandığını da ortaya koymaktadır. Piyasa aktörlerine karşı kamu yararını korumanın temel yasal dayanağı olan üst ölçekli planlamanın yerini, devlet yetkileriyle hareket eden kâr amaçlı bir kuruluşun denetiminden “muaf projeleri” aldı. Keza 2012’nin sonunda meclisten geçen Büyükşehir Yasası yerel yönetim kademelerini, bu yönetimlere ait ortak alanlara merkezi hükümet adına el koymak suretiyle lağvederken, şehirler ve mücavir alanlarda gerçekleşecek kentsel yatırımlar üzerinde merkezden tayin edilecek bir “Yatırım İzleme ve Koordinasyon Birimini” yetkili kıldı. Büyükşehir Yasası ile statüsü ortadan kaldırılan16 binden fazla köy ve 1500’ün üzerinde ilçe belediyesinde halihazırda ikamet eden nüfusun bir bölümü şehirlere göç etmeye mecbur kalmış; Ortadoğu’daki savaşın neden olduğu mülteci akını, yabancılara gayrimenkul satışı gibi nüfus ölçeğindeki hareketler de emlak piyasası üzerinde etkili olmuştur.28

     

     

    B.  DAVİD HARVEY İLE RÖPORTAJ: KENTSEL MEKÂN MÜCADELELERİ NEDEN ÖNEMLİDİR?29

    David Harvey, kendisiyle yapılan bir röportajda sorulan, “Toplumsal ve siyasal değişimi dert edinen insanlar ve hareketler açısından, kentsel uzam (ya da uzam ve onun genel üretimi) üzerine yürüyen mücadele neden toplumsal değişime yol açması açısından önemlidir?” sorusunu şöyle cevaplıyor;

    “Sizlere Kapital’in ikinci cildi üzerine okumalarımdan ve yazdıklarımdan ortaya çıkan basit bir kuramsal arka plan sunayım. Marx’ın öne sürdüğü ilk genel argüman, artık değerin, kârın üretim faaliyeti içinde ortaya çıktığıdır. Kuşkusuz, hemen herkesin okuduğu Kapital’in ilk cildi tamamen üretim üzerinedir. Ancak ilk ciltte dahi Marx, değer piyasada realize edilmediği sürece, üretilen şeye içkin bir değer bulunamayacağını ortaya koyar. Bu nedenle, Marx’ın Grundrisse’de de söylediği üzere, sermayenin ne ile ilgili olduğunu asıl tanımlayan, üretim ile realizasyon arasındaki çelişkilibirliktir.

    Şimdi, bunun üzerine düşünürseniz, üretimin artık değeri yarattığını görebilirsiniz ancak aynı zamanda değerin üretildiği yerde realize olmak zorunda olmadığını da görürsünüz – değer herhangi bir yerde realize olabilir. Örneğin değer, bir Çin fabrikasında üretilebilir ve ardından Ohio, Columbus’taki bir Wal-Mart’ta realize olabilir. Bu anlamda kentleşme, pek çok açıdan artık değerin realizasyon alanlarından biridir. Sermayenin dolaşımı dahilinde üretim ile realizasyon arasında içsel bir bağlantı mevcuttur ve kentsel alandaki değerin üretimi ve realizasyonuna dönük mücadeleler, en az işyerindeki mücadeleler kadar önemlidir.

    İşçiler daha yüksek ücretler ve daha iyi çalışma koşulları için mücadele edebilirler ve bunu üretim süreci içinde muhtemelen başarırlar da. Ancak onların bakış açısından, ilave ücretlerini alırlar, evlerine dönerler ve kendilerini birden bu ilave parayı, daha yüksek kiralar, kredi kartı borçları, telefon faturaları vs. görünümünde burjuvaziye geri öderken bulurlar. Böylece, işçinin bakış açısına göre, yalnızca üretim alanında olanlar değil, aynı zamanda barınmanın ne kadara mal olduğu ve gıdaya ve hizmetlere, mağazalardaki metalara, ipotek (mortgage) masraflarına ve diğer her şeye ne kadarödediği de meseledir.

    Böylece ben, bir dizi kuramda birbirinden ayrı ele alınan sınıf mücadelesinin iki formunu, çelişkili bir birlik oluşturacak biçimde ele alıyorum. Dolayısıyla şehirlerde gündelik hayat üzerine süren mücadeleler, en az işyerlerinde süregiden mücadeleler kadar önemlidir. Bu türden bir birlik, her ne kadar pek çok kişi kabul etmeyi tercih etmese de, bana her daim önemli göründü.

    Bu durum, ardından, şehirlerin nasıl şekillendiğini, geçim maliyetinin ne kadar olduğunu, kiranın uzamlara nasıl gelir akışları sağladığını ve gettolaşmanın nasıl ortaya çıktığını da etkiler. Tabii burada kendilerine gettolar inşa eden ve kendilerini buraya hapseden zenginlerinkinden değil, tarihsel olarak yoksulların gettolaşmasından söz etmek durumundayız.

    Nihayet ben, üretim alanında olanlarla yaşam uzamında olanlar arasındaki çelişkili birlik olarak adlandırdığım olgu varsa da, bunu tek bir bileşik sorun olarak görüyorum. Şimdi, söylemek istediğim şey, üretim alanında fiilen muazzam zaferler elde edebilirsiniz ve hemen sonrasında bunların tamamı yaşam uzamında elinizden gidebilir. İşçiler kiraların yükselmesine, yüksek kiralı barınma, telefon faturaları vs. yoluyla artık değerin kendisinden geri alınmasına tepki duyarlar – ve biz bunu sermayeye genel olarak baktığımızda, şimdi de görebiliriz.

    İşte bu, öğrencilerime ders verirken benim için önemli. Onlara kuramsal olarak işyerine ilişkin ders verebilirim, ancak öğrencilerin büyük kısmı işyerinde değil. Fakat ödedikleri kiralar hakkında konuşmaya başladığınızda, o zaman tam olarak neden bahsettiğinizi anlarlar. Onlara aynı şeyler uğruna savaştığınızı ve dolayısıyla sınıf mücadelesi denen oyunu birlikte oynadığınızı anlatırsınız.

    Benim açımdan mahallelerde kentsel uzam ve gündelik yaşamın niteliğine dönük mücadeleler, sınıf mücadelesinin neyle ilgili olduğunun dinamiklerini anlamak açısından hayati önemde. Kuşkusuz, sermaye hakkında inanılmaz olan şey, aşırı esnekliğidir: Burada kaybederse, orada kazanır. Sermayenin işyerindeki gücünün bir kısmını kaybettiği bir sosyal demokrasi dönemi yaşadık ve sermaye yine diğer mekanizmalarla emebildiği kadar artığı emmeyi denedi. Marksist gelenek de dahil pek çok düşünce biçiminde, yaşam uzamında olanların ikincil bir mesele olarak ele alınması bir talihsizliktir. Sermaye, herkes bunu ikincil bir mesele olarak gördüğünde mutlu olur, çünkü böylece bu âlem sınıf mücadelesi dinamiğinin bir parçası olarak görülmez. Bana göre, üretim ve realizasyon arasındaki bu çelişkili birlik, değerin ve artık değerin üretimi ile yeniden üretimi arasındaki ilişki üzerine nasıl düşündüğünüz açısından da önemlidir.

    Kuşkusuz Marksist kuramın sorunlarından biri, kimsenin realizasyon süreci üzerine olan Kapital’in ikinci cildini okumamasıdır. Herkes üretim sürecinden bahseder ancak kimse realizasyon sürecini tartışmaz. İkinci cilt çok zor okunan bir kitap fakat bu kitabı ıskalamak, bana göre, ortada üretim ile realizasyonun birliğini görmeyen radikal analizlerde ciddi bir eksiklik olduğuna işaret ediyor.

     

    D. SONUÇ

     

     

    1.  KENTSEL MEKÂN VE İDEOLOJİ

    Mekânın toplumsal olarak kavranması gerekir ve kentsel mekân siyaset ve ideoloji ile iç içedir. Kentsel mekân kapitalist sistemin, neoliberal ekonomi politikaların hegemonyası altında; kapitalist üretim ve tüketim ilişkilerinin hem bir ürünü hem de yeniden üretim aracı olarak işlev görmektedir. Bu nedenle mekânın üretimi ve kullanımı üzerinde farklı toplumsal sınıfların çıkarları çatışmaktadır. Sistemin, mekân üzerindeki kontrolü, kentsel eşitsizlikleri günden güne derinleştirmektedir. Bu anlamda kentler, bir müdahale ve mücadele alanı olarak kazanılması gereken alanlardır. Bu mücadele, işçi sınıfının örgütlenmesi, dayanışması ve kent mekanını eşitlikçi bir düzlemde inşa etmesiyle mümkün olabilir. Barınma hakkı, ulaşım, sağlık, eğitim gibi temel hizmetlere erişilebilmesinin ön koşulu örgütlenme, dayanışma ve mücadele etmektir. Kentsel mekânın kolektif bir yaşam alanı olarak düzenlenmesi için HEP birlikte mücadeleye!

     

     

    2.  KENT HAKKI VE BARINMA HAKKI

    Lefebvre’nin “kent hakkı” kavramsallaştırması, kent hakkının kolektif bir mücadelenin konusu olması gerektiğini anlatır ve yalnızca kentsel hizmetlere erişim değil, kentsel süreçlerde karar alma ve kolektif yaşam hakkı olduğunu vurgular. Madden ve Marcuse’nın “hiper-metalaşma” kavramsallaştırması, neoliberal ekonomi politikalarla birlikte küreselleşmenin konutu finansallaştırarak uluslararası bir yatırım aracına dönüştüğünü vurgular. Barınma hakkı sağlıklı, güvenilir, erişilebilir ve insanca yaşam koşullarına uygun bir konutta var olma hakkıdır. Konut sahipliği oranının düştüğü, kiracılaşma oranının arttığı ve kentsel dönüşüm projeleriyle işçi sınıfının mülksüzleştirilerek yerinden edildiği bir süreçteyiz. Toplumsal eşitsizlik barınma krizini büyüterek devam etmektedir. Öte yandan bankaların ve küçük bir azınlığın elinde biriken ve hiç kullanılmayan boş konutlar bulunmaktadır Barınma hakkı piyasanın finansal spekülasyonlarına alet edilmektedir. Kentsel eşitsizlikler, politik mücadelelerle aşılabilir ve barınma hakkı da bu mücadele sonucu kazanılabilir.

    Konut ve kiracı kooperatifleri, kiracı grevleri ve mahalle bazlı barınma meclisleri, dayanışma ağları gibi örgütlenmeler, toplumsal dayanışmayı güçlendirerek barınma hakkı mücadelesinin başat aktörleri olabilir, alternatif bir konut modeli ortaya koymakta yön verebilir. Talana, yıkıma, zorla tahliyeye karşı barınma hakkı için örgütleneceğiz!

     

     

    3.  GEÇMİŞ SOSYALİST KOLEKTİF UYGULAMALARDAN ÇIKARIMLAR

    SSCB’de toprağın, suyun, konutun, iş yerlerinin, altyapı hizmetlerinin ve tüm bir ulaşım ağları üzerindeki mülkiyetin kaldırılmasıyla başta barınma hakkı olmak üzere kentsel ve kırsal hizmetlere erişim mümkün olmuştur. Bütüncül merkezi planlama ve buna bağlı olarak

     

    kademeli planların üretilmesi, işçi sınıfının günlük yaşamdaki tüm hizmetlere ulaşmasını sağlamakta etkili olmuştur. İş yeri ve yaşam alanları, yeşil alanlar ve sosyal donatılar bir bütün olarak ele alınarak kurgulanmıştır. Bu doğrultuda barınma hakkının sağlanabilmesi için özel mülkiyetin sorgulanması ve toplum yararını önceleyen kolektif mülkiyet modellerinin benimsenmesi gerekir. Kolektif mülkiyet ortak geleceğimizdir!

    Konut ölçeğinde de bütüncül planlama, tasarım ve işlevsel projeler üretmek gerekmektedir. Geniş avlular, yeşil alanlar ve kamusal yaşamı düzenleyen mekanlar yaratılmalı, mahalle yaşamını ve kültürünü destekleyen düzenlemeler yapılmalıdır. Sosyal konut projelerinde kreş, okul, oyun parkları, kütüphaneler, mahallede yaşayanları bir araya getirecek ortak alanlar planlanarak sosyal etkileşimi arttıracak yöntemler uygulanmalıdır. Depreme karşı dayanıklı yapı malzemeleri kullanılmalı ve yapım yöntemleri uygulanmalıdır. Mimari tasarımda, sanatsal ve estetik unsurlar da yer alabilmeli, yerin ve yapılı çevrenin özgünlüğüne göre ilkesel tasarım kararları belirlenmelidir. Toplumsal olaylara tanıklık eden mekanlar, kent belliğini yaşatmakta önemlidir hem tasarım açısından hem de kentlilerin gündelik ihtiyaçlarını cevap vermesi açısından yaratılacak bir konut makro formu bu anlamda etkili bir araç işlevi görebilir. Güvenli, sağlıklı ve ortak yaşam alanlarının yer aldığı bir konut modelini hep birlikte inşa edeceğiz!

     

     

     

    Toplumcu Mühendis Mimar Şehir Plancıları Toplumcu Mimarlar Çalışma Grubu

     

    EK: BARINMA HAKKI ODAKLI KONUT HEDEF VE POLİTİKALARI ÖZETİ

    TİP Bilim Kurulu Kent ve Yerel Yönetimler Çalışma Grubunun hazırladığı “Yaşamı Yeniden Üretebilen Kent ve Kır İçin: İlkelerimiz ve Yol Haritamız” Yayınında yer alan barınma hakkı odaklı konut hedef ve politikaları özeti;

    Temel Hedefler
    • Her bireyin yeterli büyüklükte, çağın getirdiği asgari konfora sahip, erişilebilir, güvenli konutlarda ve sağlıklı çevrede yaşamasını sağlamak;
    • Konutu meta, spekülatif bir yatırım ve rant aracı olmaktan çıkarma mücadelesinin, aynı zamanda sosyalist sınıf mücadelesi olduğu gerçeğinden hareketle, mülkiyete ve ranta odaklı değil, sağlıklı, güvenli, güvenceli barınma odaklı sosyal konut sistemlerini geliştirmek;
    • Sağlıksız ve afet riskleri taşıyan yerleşim alanlarında, sosyal ve mekânsal adaleti sağlamak, yapı stokunu afetlere karşı, sıfır can kaybı hedefiyle güçlendirip, güvenli hale getirmek…
    Politikalar
    • Merkezi yönetimde sosyal ve mekânsal adaleti sağlamak üzere politikalar ve uygulama araçları geliştirecek bir Sosyal Konut Bakanlığı kurulması;
    • Yerel yönetimler bünyesinde; konut ihtiyacını tespit eden, kira fiyatlarını denetleyen, konutların ve sosyal alanların bakım ve onarımını organize eden, yönetiminde muhtarlar, konut birlikleri, kiracı birlikleri gibi yerel toplum temsilcilerinin de yer aldığı, sosyal konut idarelerinin kurulması;
    • Her yerelde, mevcut konut stokunun durumunun sayısal, sosyo-ekonomik ve afet riskleri bakımından değerlendirildiği, bir tespit-envanter çalışmasının yapılarak, kamusal hizmet ve sorumluluk kapsamında gerekli iyileştirme uygulamalarının planlanması ve yapılması;
    • Afet riskli alanlarda, riski en yüksek olanlardan başlayarak, o bölgede yaşayanların, etaplar halinde, kamu mülkiyetinde olan rezerv konutlara geçici olarak yerleştirilmesi;
    • Emekçiler ve emekliler için, yeterli büyüklükte, gerekli konfora sahip, erişilebilir, güvenli konutları belli koşullarla (tek konut ve belli bir süre için satamamak vb.) mülk edinebilmeleri veya mülkiyeti kamu tüzel kişiliğinde olmak üzere, kullanım bedeli, gelirinin 4’te 1’ini geçmeyecek kiralık sosyal konut sisteminin kurulması;
    • Konutun barınma hakkı ötesinde spekülatif bir rant geliri sağlama aracı olmaktan çıkarılması ve ihtiyaçtan fazla konut mülkiyeti ediniminin önlenmesi için; ihtiyaç fazlası konutlardan her konut için artan oranlarda vergi alınması, kiraya verilen konutların kira artışının kontrol altında tutulması ve kira gelirlerinden caydırıcı oranlarda vergi alınması;
    • Çocuklu bekarlar, genç ve yaşlı çiftler için yenilikçi sosyalist bir bakışla, sosyal ve kültürel ortak kullanım alanlarının (oyun parkları, kreş, hobi atölyeleri, çok amaçlı salon, bostan-bahçe ) merkeze alındığı, 1-2 odalık birimlerden oluşan kolektif barınma modelinin geliştirilmesi…Referanslar
      1 https://www.sakaryabarosu.org.tr/haber/1568/insan-haklari-merkezinden-ogrencilerin-barinma-hakkiyla-ilgili- aciklama.html
      2 https://www.skb.gov.tr/wp-content/uploads/2023/04/gecici-barinma-alanlari-tasarimi.pdf
      3  https://www.skb.gov.tr/wp-content/uploads/2023/04/gecici-barinma-alanlari-tasarimi.pdf
      4  https://www.boxabl.com/

      5  https://www.dwellito.com/manufacturers/able-nook

      6 Birer, E., Arık Çalışkan, G. (2014). Mimarlık eğitiminde konuşul-a-mayanlar: Politika ve siyaset, İdealkent(13),
      142-170.
      7 Engels, F. (1873). Konut sorunu. (1. Baskı) (Çev. Özalp E.). İstanbul: Yordam Yayınevi (2020).
      8 Büyükcivelek, A., B. (2021). Kentsel mekânın üretim ve değerleme süreçlerine maksist emek-değer kuramının uygulanması, İdealkenti12(32), 556-591.
      9 Birer, E., Arık Çalışkan, G. (2014). Mimarlık eğitiminde konuşul-a-mayanlar: Politika ve siyaset, İdealkent(13),
      142-170.
      10 İrs, Y. (2019). Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde Kentleşme, Madde, Diyalektik ve Toplum,2(3), 259- 266.
      11 İrs, Y. (2019). Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde Kentleşme, Madde, Diyalektik ve Toplum,2(3), 259-266.
      12 Namlı T., Aydın Y. (2024). Şehir tarihi yazarları: Şehir ve mekan. Beşinci bölüm (Şehir ve sosyal doku) İdeoloji ve Kent: Bir Başkentin Hikâyesi -Bişkek Mustafa
      13 (Erişim 4.12.2024) https://mimdap.org/dosya/sovyet-modernizminden-kalan-ornekler/
      14 https://digi.geenius.ee/rubriik/uudis/fotod-selline-naeb-valja-tallinna-koige-huvitavama-valimusega- linnaosa-taevast- vaadates/
      15 GoogleMaps
      16 https://www.alamyimages.fr/vaike-oismae-petite-colline-de-blossom-de-tallinn-concu-par-les- architectes-mart-port-et- malle-meelak-en-1969-un-enorme-developpement-pour-45000-personnes- image342636782.html
      17 Geniş Ş. (2018). Barınma Hakkını Savunmak. Mülkiye Dergisi,42 (3), 481-488.
      18 Pefeiffer Taş, Ş. (2024). Kızıl Viyana: Reumannhof belediye sosyal konutlarında ideoloji, mimarlık ve sanat, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi,41(1), 45-76.
      19  https://jfa.arch.metu.edu.tr/uploads/docs/sayilar/sayi-41-1/metujfa2024103.pdf
      20  https://jfa.arch.metu.edu.tr/uploads/docs/sayilar/sayi-41-1/metujfa2024103.pdf
      21  https://jfa.arch.metu.edu.tr/uploads/docs/sayilar/sayi-41-1/metujfa2024103.pdf
      22   https://www.platformspace.net/home/the-house-that-anti-fascism-built-the-hofs-of-red-vienna
      23     https://jfa.arch.metu.edu.tr/uploads/docs/sayilar/sayi-41-1/metujfa2024103.pdf
      24     https://jfa.arch.metu.edu.tr/uploads/docs/sayilar/sayi-41-1/metujfa2024103.pdf

      25     Harvey, D. (2012). Asi Şehirler/Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru (1. Baskı) (Çev. Temiz, A. D.) İstanbul, Yordam Yayınevi (2013).

      26     Harvey, D. (2012). Asi Şehirler/Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru (1. Baskı) (Çev. Temiz, A. D.) İstanbul,Yordam Yayınevi (2013).
      27     Gökçeli, R. (2017). David Harvey Üzerine Temrinler http://rasitgokceli.blogspot.com/
      28      Harvey, D. (2012). Asi Şehirler/Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru (1. Baskı) (Çev. Temiz, A. D.) İstanbul, Yordam Yayınevi (2013).
      29      https://politeknik.org.tr/david-harvey-ile-roportaj-kentsel-mekan-mucadeleleri-neden-onemlidir-sendika- org/

Gösterim: 42
Paylaş152Tweet95Paylaş38Paylaş27

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler

  • Basın Açıklamaları (98)
  • Etkinlikler (26)
  • Haber & Duyuru (78)
  • Kent Hakkı (1)
  • Kent Suçları Günlüğü (78)
  • Makaleler (83)
  • Raporlar (5)
  • Serbest Kürsü (3)
  • Sunumlar (28)
  • Toplumcu Blog (3)

Son Yayınlananlar

Klavye Başında Yalnızlaştırılan Bilişim Emekçileri

Klavye Başında Yalnızlaştırılan Bilişim Emekçileri

Ağustos 18, 2026
Mesleki İradeye TMMOB Bariyeri: Endüstriyel Tasarımcılar Odası Neden Kurulamadı?

Mesleki İradeye TMMOB Bariyeri: Endüstriyel Tasarımcılar Odası Neden Kurulamadı?

Temmuz 24, 2026
KENDİ ÇALIŞANLARINA 35 SAATİ ÇOK GÖREN BİR TMMOB!…

KENDİ ÇALIŞANLARINA 35 SAATİ ÇOK GÖREN BİR TMMOB!…

Temmuz 14, 2026
  • Ana Sayfa
  • Etkinlikler
  • Basın Açıklamaları
  • Haber & Duyuru
  • Makaleler
  • Kent Hakkı
  • Sunumlar
  • İletişim


© 2021 ToplumcuMeclis.org

No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • Etkinlikler
  • Basın Açıklamaları
  • Haber & Duyuru
  • Makaleler
  • Kent Hakkı
  • Sunumlar
  • İletişim


© 2021 ToplumcuMeclis.org

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?